Tip 1 Diyabet’te yalnız değilsiniz! Umudunuzu kaybetmeyin!

Tip 1 Diyabet’te yalnız değilsiniz! Umudunuzu kaybetmeyin!

Tip 1 Diyabet’te tedavi mümkün mü? Tip 1 diyabette alternatif tıp çare olabilir mi? Tip 1 Diyabet’te bitkisel ürünlerin etkisi var mı? bu ve bunun gibi sorular ile çok sıkça karşılaşmaktayım. Yaklaşık 32 yıllık hekimim. Bu süre zarfında binlerce Tip 1 ve Tip 2 diyabet hastası ile yakından ilgilendim, tedavi ettim. Kendi kliniğimde edindiğim bu eşsiz tecrübe ile insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum.

Yukarıdaki soruların cevabını vermeden önce Tip 1 diyabet nedir onu sizlere anlatmak istiyorum.

Tip 1 diyabet vücudumuzdaki pankreasın otoimmün olaylar sonucunda hasar görerek insülin üretemez hale gelmesi ile ortaya çıkan bir durumdur. Tip 1 diyabet hastalarında mutlak insülin eksikliği vardır.  Bu hastalar insülin kullanmadıkları takdirde yaşamlarını idame edemezler.

Tip 2 diyabet ise toplumda daha çok görülmekte ve hastaların yaklaşık %90’ının oluşturmaktadır. Tip 2 diyabet daha çok genetik faktörlerin hazırladığı insülin direncinin hastaların çok büyük bir kısmında yer aldığı ama bunun yanı sıra insülin salgılama bozukluğunun da iştirak ettiği bir diyabet formudur.

Tip 1 diyabetlilerin %90’ında iyi tedavi edilmezse öncelikle göz ve böbrek, sonrasında kalp ve damar komplikasyonları gelişebilir. Bu hasarlar geri dönüşümsüz kalıcı hasarlar olabilir.

Tip 1 diyabet genellikle 30 yaşından önce başlar, okul öncesi (6 yaş civarı), ergenlik (13 yaş civarı) ve son olarak da 20 yaş civarında görülme sıklığı pik(zirve) yapar.

Modern tıpta; Tip1 diyabet tedavisi insülin enjeksiyonları (tıbbı enjektörler ,kalem ve/veya pompa)dan ibarettir ve tedavisi ömür boyu sürecektir. Kesin bir tedavisi yoktur denilmektedir.

Ama gerçek öyle mi acaba?

Tıbbın kurucusu büyük hekim Hipokrat “Bağırsaklar hastaysa, vücudun geri kalanı da hastadır” demiş. Bu cümle, çok önemli bi gerçeği barındırmaktadır. Bağırsaklarımızda, milyarlarca bakteri ile birlikte yaşıyoruz. Bu mikrop ordusuna mikrobiom veya mikrobiota denir. Bunların çok büyük bir kısmı, yaşamımız için çok önemli fonksiyonları yerine getirmemize yardımcı olurlar. Bunlara PROBİYOTİKLER diyoruz.

Bağırsağın işlevleri arasında iki görev ön plana çıkar:

1-        Bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ,

2-        Vücudumuza toksinlerin girişinin engellenmesi,

Bağırsak mukozası boyunca yerleşmiş olan mikrop ordusu vücudumuzun gümrük sistemini oluştururlar. Bu koruyucu tabakanın bozulması bir tür vücudumuzun gümrük sisteminin kontrolü kaybettiği anlamına gelir. Bağırsak duvarındaki ufak aralardan giren kontrolsüz parçacıklar ki bunlar sindirilmemiş proteinler, gluten, lektin, bakteriler, virüsler parazitler ve toksinler olabilir. Bu durumda bağışıklık sistemi alarma geçer ve bu zararlıları yok etmeye çalışır.

Bağırsaklardan geçiş veya sızma durdurulursa temizlik tamamlanır ve sorun olmaz. Ama bağırsak duvarında sızdıran bölgenin tamiratı olmaz ve biraz önce saydığımız partiküllerin geçişi devam ederse bağışıklık sistemi gereğinden fazla hızlı çalışır ve hatta kendini korumak için başlatılan bu girişimler kendi vücut hücrelerine bile zarar vermeye başlar ve işte tam da bu aşamada hastalıklar da görülmeye başlar.

Kafası karışan bağışıklık sistemi kendi hücre, doku veya organlarına kontrolsüzce saldırıya geçer. Bu şekilde ortaya çıkan hastalıklarda OTOİMMÜN HASTALIKLAR denir.

Otoimmün hastalıklarda temelde genetik yatkınlık olsa da görüldüğü gibi bağırsak mikrobiyotasında dengesizlik ve “GEÇİRGEN-SIZDIRAN BAĞIRSAK SENDROMU”nun oluşumu hastalığın tetiklenmesi ve ağır geçirilmesinde ana sebeptir. Tip1 diabette otoimmün hastalıktır.

Yaklaşık 32 yıldır doktor olarak görev yapmaktayım. Bu süre zarfında binlerce Tip 1 ve Tip 2 diyabet hastası tedavi ettim. Şu anda da kendi kliniğimde yıllar içerisinde edindiğim bu eşsiz tecrübe ile insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Elbette Tip 1 diyabette insülin, diyet tarzı uygulamaları öneriyor ve hastalarıma titizlikle anlatıyorum. Ama esas sorun gördüğünüz gibi bağırsaklarda toksin yükünü azaltıp, sızdıran bağırsağın engellenmesi, bağırsak mikrobiyomunun nitelik ve niceliğinin restorasyonu ve pankreasın vucüdun düşmanı olmadığı konusunda bağışıklık sisteminin ikna edilmesidir.

İşte biz burada hastalarımızda, bu sorunları çözmeye çalışıyoruz ve genelde de başarılı oluyor, olumlu sonuçlar alıyoruz. 

Bizim hedefimiz insülin kullanımına son vermek veya çok azaltmak oluyor. Elbette sivrisinekleri öldürmek önemlidir. Ama esas gerekli olan bataklığın kurutulmasıdır. Benim de otoimmün hastalıklar da yapmaya çalıştığım budur. Tabi bir günde gelmeyen bir sağlık sorununun, bir günde gitmesini beklemekte hayalcilik olur.

Ama doğru bilgi, disiplin ve umut başarıyı getirir. Umudunuzu hiçbir zaman kaybetmeyin. Yalnız olmadığınızı da unutmayın.

Unutmayın YAŞAMIN OLDUĞU YERDE UMUT VARDIR…

Sağlık ve mutlulukla dolu güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir