Yazar - Uzm.Dr. Mehmet Emin ERDEM

DİYABETTES MELLITUS (Şeker hastalığında) ozon tedavisi:

DİYABETTES MELLITUS (Şeker hastalığında) ozon tedavisi:

Şeker hastalığı tip 1 ve tip 2 diyabet olarak ikiye ayrılır. Tip 1 hem tip 2 diyabetin damar ve sinir komplikasyonlarının giderilmesinde ozon tedavisi çok etkilidir.   Kan şekeri yani glikoz, ozonun etkisiyle vücut doku ve hücrelerine kolaylıkla girebilmektedir. Bu da tip 2 şeker hastalarının en önemli sorunu olan kan şekeri düzeyinin düşmesine yol açmaktadır. Ozon tedavisi sayesinde şeker hastalarının tedavide gereksinmesi olan ilaç dozları düşmektedir. Diğer yandan diyabetin kronik komplikasyonlarının (yan etkilerinin) gelişmesi de engellenmektedir. Ozon terapi tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi tip 1 diabette de iyi bir immün sistem modülatörüdür.

ŞEKER'İN YOL AÇTIĞI TAHRİBAT

 Şeker hastalığının  organlara ait küçük ve büyük damarlarda bozukluk yapması karakteristiktir. Kalp, beyin, Göz ve böbrek gibi organların damarlarının etkilenmesi çok ciddi sonuçlar yaratmaktadır. Şeker hastalığı sıklıkla kalp damarlarını etkiler. Gözün özellikle retina tabakasındaki damarların etkilenmesi hafif görme bulanıklığından körlüğe kadar gidebilen bozukluklara neden olmaktadır. Körlüğün en sık rastlanan nedenlerinden biri şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarıdır. Şeker hastalarında, beyin damarlarının da etkilenmesi sonucu, beynin damarsal kökenli hastalıklarının (inme; yarı felç) ortaya çıkma sıklığı artmaktadır. Böbrek glomerülleri ve borucukları da şeker hastalığı sonucu bozulmaktadırlar. Bu ise zamanla ağır bir böbrek yetmezliği tablosuna yol açarak şeker hastalarının dialize girmelerine yol açmaktadır. Ayaklardaki damarların şeker hastalığına bağlı olarak tıkanması iyileşmeyen yara ve gangren gelişmesine neden olmaktadır.

OZON TERAPİ DİYABET HASTALARINDA HAYAT KALİTESİNİ ARTIRIR:

Ozon tedavisi uygulanan hastaların kan şekeri dikkatle izlenmelidir. Çünkü ozon tedavisi sonucunda kan şekeri düşebildiği için kan şeker düzeyine göre diyabet ilaçları tekrar düzenlenmelidir.Kan şekerinin düzene girmesinin yanında hastaların genel durumu da düzelir, iş gücünde artış olur ve uyku düzene girer. Antioksidan savunma gücünde de artış görülür. Hastaların enerjileri ve yaşam kalitesi belirgin şekilde artar. Şeker hastalığında ozon tedavisi sistemik ozon yada gereksinim varsa rectal ozon şeklinde yapılabilir. Uygulaması kolay son derece güvenli bir tedavi yöntemidir. Klinik tecrübemin yoğun olduğu bir tedavi yöntemi olan ozon terapiyi yıllardır diyabet hastalarımda uygulayıp, gayet yüz güldürücü sonuçlar almaktayım. Tabii burada mühim konu doğru hasta, doğru yöntem ve tecrübeli personel ve doğru ekipman kullanımı olmasıdır. Her zaman söylediğim gibi sağlık, sağlık profesyonellerin işidir.

Devamını Oku...

Antioksidanların zirvesi glutatyon nedir ? ne işe yarar?

 Vücudumuz  glutatyonun hammaddesi olan sistein, glisin ve glutamatı kullanarak kendi glutatyonunu kendi üretmektedir. Doğal üretilen miktar, eğer aşırı bir toksik yük, ağır metal yüklenmesi ve/veya serbest radikal saldırısı yoksa genelde yeterli.
Bedene glutatyon üretimini sağlayan C vitamini, alfa lipoik asit, E vitamini, silimarin, zerdeçal  çinko, selenyum, gibi “antioksidan” maddeleri almak , özellikle sistein zengini besinlerle (lahanagiller, soğan, sarımsak) beslenmek gerekmektedir.

  • Sağlıklı şartlarda vücudumuz kendi glutatyonunu kendi üretebilmektedir.
  • Taze sebze ve meyve tüketimi glutatyon üretimini hızlandırır
  • Yaş ilerledikçe bedenin kendi glutatyon üretimi düşmektedir.
  • Selenyum, C vitamini ve alfa lipoik asit takviyeleri glutatyon üretimini sağlar.
  • Toksik birikim ve serbest radikal yükü arttıkça aktif glutatyon gücümüz azalıyor.
  • Alkol ve sigara glutatyon üretimini azaltmaktadır.
  • Yemeklerden sonra üretimi artmaktadır.

Hangi besinler glutatyon üretimini sağlar ?


 Glutatyon üretimini sağlayan sebzeler :

Sarımsak,Kuşkonmaz,Avokado, Ispanak, Lahana,Pancar,soğan,Zerdeçal,Kakule, Kimyon, Karnabahar,Tarçın ,Ispanak,Maydanoz, Bamya, Havuç, Kavun, Greyfurt, Kabak, Domates, pırasa başlıca glutatyon kaynaklarıdır.

Vücudumuz glutayon üretmiyorsa, glutatyon takviyelerinin damar yolu ya da kas içine uygulamaları ile yapılmaktadır. Ayrıca lıpozomal glutatyon preparatlarının da biyoyararlarımı %92 ‘lere kadar ulaşabilmektedir.

Devamını Oku...

Glutatyon nedir ? Hangi besinlerde bulunur?

Antioksidanların zirvesi glutatyon nedir ? ne işe yarar?

 Vücudumuz  glutatyonun hammaddesi olan sistein, glisin ve glutamatı kullanarak kendi glutatyonunu kendi üretmektedir. Doğal üretilen miktar, eğer aşırı bir toksik yük, ağır metal yüklenmesi ve/veya serbest radikal saldırısı yoksa genelde yeterli.
Bedene glutatyon üretimini sağlayan C vitamini, alfa lipoik asit, E vitamini, silimarin, zerdeçal  çinko, selenyum, gibi “antioksidan” maddeleri almak , özellikle sistein zengini besinlerle (lahanagiller, soğan, sarımsak) beslenmek gerekmektedir.

  • Sağlıklı şartlarda vücudumuz kendi glutatyonunu kendi üretebilmektedir.
  • Taze sebze ve meyve tüketimi glutatyon üretimini hızlandırır
  • Yaş ilerledikçe bedenin kendi glutatyon üretimi düşmektedir.
  • Selenyum, C vitamini ve alfa lipoik asit takviyeleri glutatyon üretimini sağlar.
  • Toksik birikim ve serbest radikal yükü arttıkça aktif glutatyon gücümüz azalıyor.
  • Alkol ve sigara glutatyon üretimini azaltmaktadır.
  • Yemeklerden sonra üretimi artmaktadır.

Hangi besinler glutatyon üretimini sağlar ?


 Glutatyon üretimini sağlayan sebzeler :

Sarımsak,Kuşkonmaz,Avokado, Ispanak, Lahana,Pancar,soğan,Zerdeçal,Kakule, Kimyon, Karnabahar,Tarçın ,Ispanak,Maydanoz, Bamya, Havuç, Kavun, Greyfurt, Kabak, Domates, pırasa başlıca glutatyon kaynaklarıdır.

Vücudumuz glutayon üretmiyorsa, glutatyon takviyelerinin damar yolu ya da kas içine uygulamaları ile yapılmaktadır. Ayrıca dikkatli olarak uygulanan lıpozamol, glutatyon preparatlarının da biyoyararlarını %92 ‘lere kadar ulaşabilmektedir.

Devamını Oku...

Gut Hastalığı belirti ve tedavisi:

Gut Hastalığı nedir ?

 Ürik asidin vücutta birikmesi sonucu eklemlerde ağrıya ve şişkinliğe yol açan ani ve şiddetli bir eklem hastalığıdır. İçerisinde fazla miktarda protein barındırdığı için etin fazla tüketimi gut hastalığına neden olabilir. Gut hastalığının asıl sebebi kanda ürik asit oranının fazla olmasıdır. Ürik asidin vücuttan atımında sorunlar yaşanmasıyla ürik asit vücutta birikir ve gut hastalığı meydana gelir. Ya da bazı anormallikler sonucu ürik asit fazlaca üretilir yine aynı şekilde gut hastalığı görülür. Böbrekler yoluyla süzülüp idrarla dışarı atılan ürik asit dışarı atılamadığında kanda bulunan ürik asit dokuların ve eklemlerin arasına yerleşerek orada birikir ve bir süre sonra eklemlerde iltihaplanmaya sebep olur. Bu iltihaplanma sonucu ağrılar ve şişlikler oluşur.

Gut Hastalığı Belirtileri :

  • Eklemlerde hassasiyet
  • Ağrı oluşan yerde ısı artışı
  • Hareket kabiliyetindeki kısıtlılık
  • Ağrı
  • Ayağın üzerine basamama
  • Genellikle sabaha karşı ya da gece yarısı aniden hissedilen eklem ağrıları
  • Şişlik
  • Yanma
  • Kızarıklık
  • Ayak baş parmağında şiddetli ağrı

Gut Hastalığı :

  • Yeme alışkanlıklarının çok sağlıksız ve dengesiz olması
  • Süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketilmesi
  • Deniz ürünlerinin fazla tüketimi
  • Aşırı miktarda protein içeren besinlerin tüketimi (kırmızı et, yumurta)
  • Glukoz-fruktoz içeren besinlerin aşırı tüketimi
  • Böbrek hastalıkları Gut Hastalığı Tedavisi
  • Tedavide öncelikle hastalığa sebep olan faktörler araştırılmalı,.
  • Beslenme yanlışları düzeltilmeli,
  • Güneşten yeterince faydalanılmalı ve  D vitamini eksikliği  varsa hekim kontrolünde takviye edilmelidir
  • Ürik asidi yükselten ilaçlar (hipotansiyon ilaçları, kemoterapi ilaçları)  kullanılıyorsa bunlar bir hekim kontrolünde yeniden düzenlenmelidir.  
  • Yeterli ve düzenli bir uyku vücudun hormonal dengesini olumlu olarak etkilemekte ve tedaviye katkı sağlamaktadır.
  • Kliniğimizde  intravenöz (damar içi) C vitamini tedavisini de anti-enflamatuvar etkisinden dolayı Gut hastalığı tedavisinin  başarılı sonuç alınmıştır.
  • Ozon terapi =sistemik ozon
  • Fitoterapi (bitkiler ve doğal ürünlerle tedavi) özellikle Zerdeçal, Zencefil,Akgünlük,Şeytan pençesi ve Isırgan ekstratlarıdır.
Devamını Oku...

Talasemi (Akdeniz anemisi):

Talesemi (Akdeniz anemisi)  genetik geçişli bir hastalıktır. Kalıtım yoluyla anneden veya babadan gelen genlerle çocuğa geçen bir çeşit kan hastalığıdır. Vücutta hemoglobin yapılmaması veya hemoglobinin yetersiz kalması durumunda hastalık, vücutta kendini gösterir.

Hastalığın belirtileri,  kansızlık, solgunluk, halsizlik, çabuk yorulma, gözlerde sarılık,  idrar renginde koyulaşma, dalakta büyüme, yüzdeki kemiklerde belirgin şekilde değişim ve gelişme geriliğidir.  

Ülkemizde en fazla talasemi majör türü görülüyor

Talasemi major (Akdeniz anemisi) ve talasemi minör (Akdeniz anemisi taşıyıcılığı) olarak iki gruba ayrılır.

Talasemi Majör,

 Akdeniz anemisinin en ağır şeklidir ve bütün belirtilerin görüldüğü bir hastalık tipidir. Çocuğun doğduğu günden itibaren hastalığın belirtileri gün geçtikçe artar. Genellikle bebek 3-4 aylık olduğunda başlayan, sürekli kan transfizyonu gerektiren ciddi bir hastalıktır. Bu kişiler yeterince hemoglobin üretemezler ve hastalıları ağır bir şekilde geçer.

Talasemi Minör :

            Kalıtımsal olarak anne ya da babadan geçen bir hastalıktır. Bu hastalık tipi talasemi majöre göre daha hafif seyreder ve bu hastalar normal yaşantılarında oldukça sağlıklıdır. Bu hastalardaki tek sorun kansızlıktır.

Talasemi hastalarının dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?

  • Vücut direncini güçlendirmek için bol bol C vitamini almalıdır.
  • Kemik kaybı görülebileceğinden kalsiyum alımına özen gösterilmelidir. Örneğin; süt ürünleri çok iyi bir kalsiyum kaynağıdır.,
  • Beslenme düzenlerine dikkat etmesi gerekir. Et, balık gibi besinler düzenli miktarda tüketilmelidir.
  • Demir içeren ve kan seviyesini dengede tutacak besinler tüketmelidir.
  • Glutatyon kaynağı ve alfa lipoik asit içeren gıdalar veya takviyeler kullanmaları uygun olur.
  • Hafif – orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, bisiklet ,yüzme)

Devamını Oku...
neden kabız oluyoruz

Neden Kabız oluyoruz ?

Kabızlık, sert kıvamda dışkılama veya haftada 3 defadan az dışkılama olarak tanımlanmaktadır.

Oysa ideali günde en az 1 kez dışkılama olmasıdır .Çünkü günümüz toksin çağıdır. Sürekli toksin maruziyeti kolay hastalanma, kronik yorgunluk ve çabuk yaşlanma nedenidir. Halbuki düzenli dışkılama en etkili detoks araçlarımızdan biridir.

Ayrıca östrojen hormonunun bağırsaklardan atılan bir döngüsü vardır ki kabızlık durumunda bu döngü bozulur ve artmış östrojen hormonu maruziyeti gelişir ve hatta vücuda yeniden östrojen emilimi olur. Bu durum ileride östrojen bağımlı kanserleri tetikleyebilir. Yine kabızlık ,artmış safra tuzları maruziyeti ve dolayısıyla kronik inflamasyon nedenidir. Malum, kronik inflamasyon ve oksidatif stres günümüz kronik hastalıklarının en önemli sebebidir.

Görüldüğü üzere konu mühim... Tıbbın kurucusu büyük hekim Hipokrat ," Bütün hastalıklar bağırsakta başlar . Bağırsaklar hasta ise vücudun geri kalanı da hastadır" diyerek bu gerçeği taa binlerce yıl önce işaret etmiştir. Tedavi, altta yatan nedene göre düzenlenmelidir. Bu konu da yakında "mehmeteminerdem.com "ve YouTube kanalımda paylaşımlarım olacak inşallah.

Sağlıklı günler dilerim.☺️

#kabizolma #kabiz #dahiliye #ichastaliklari #dahiliyesamsun#sagliklibeslenme

Devamını Oku...

Safra Kesesi Taşı ve tedavisi :

  Safra taşlarının yüzde 75’inin kolesterol taşı olduğunu, pigment ve karışık yapıdaki taşların ise daha düşük oranda görülmektedir.

 Safra kesesi taşının dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Safra taşlarının orta yaşlı, beyaz tenli, kilolu ve çok doğum yapmış kadınlarda daha sık görülmektedir.

Safra taşı oluşum sebepleri :

  • Hızlı kilo vermek bazı insanlarda safra kesesi taşı oluşumuna yol açabilmektedir.
  • Alyuvarların parçalanmasıyla giden kan hastalıklarında, karaciğer sirozunda, şeker hastalarında ve safra yollarında doğumsal bir bozukluk olanlarda taş oluşma sıklığı artmıştır.
  • Irk, genetik faktörler, cinsiyet, yaş, şişmanlık, alkol kullanımı, kan yağları yüksekliği, ince bağırsak hastalıkları, diyet, kullanılan bazı ilaçlar (doğum kontrol hapları kullanımı gibi) safra kesesi taşı oluşumunda etkili olabilir.

Safra taşları bulunduğu ortamlarda iltihaplanmaların oluşmasını kolaylaştırır. Hem safra kesesi hem de safra yolu iltihabı ile birliktelikleri yüksek orandadır.

Safra taşları, safra kesesi ve safra yolları kanseri oluşmasında önemli faktörler arasında sayılır. Bazen taşlar safra kesesinde iltihaplanmaya yol açar. Bu dikkatle takip ve tedavisi gereken ciddi bir durumdur. Safra taşları safra yollarına düştüğünde safra kanalıyla pankreas kanalında da tıkanmaya yol açarak pankreas iltihabına sebep olabilir.

Tanı ve tedavi

Safra taşlarının tanısında altın standart batın ultrasonudur. Safra kesesi taşlarının teşhisinde kullanılan en etkin ve ekonomik görüntüleme yöntemi  abdomen( karın) ultrasonografisi yanında safra kesesinin çalışmasını ve safra yollarını inceleyen başka tetkiklerin yapılmasının da gerekmektedir.

Diğer bir yöndetem de Endoskopik olarak safra yollarının röntgen altında incelenmesiyle tanı konulabilmektedir

Safra kesesi taşı tedavisi :  

  • Öncelikle aşırı yağlı gıdalar, yumurta ve yumurtalı gidalar ve kızartmalar yasak.
  • Ursedeoksikolik asit
  • Visseral manuel terapi
  • Tüm bu yöntemler ile sonuç alınmazsa tedavi cerrahidir.
Devamını Oku...

Anti-aging ( yaşlanmayı geciktirmek)

Yaşlanma etkilerini geciktirmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırızdır. Bazı önlemler alarak ya da beslenmemize dikkat ederek ayrıca spor yaparak bu etkilerden kendimizi koruyabiliriz.,

Yaşlanma özellikle ciltte oluşan kırışıklıkların gecikmesinde etkili olan gıdaları tüketerek cildinizin uzun süre daha iyi ve genç görümünü sağlayabiliriz.

Yaşlanmanın gecikmesi için yapılması gerekenler;

  • Posalı gıdalar tüketmek; özellikle meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek.
  • Alkol ve sigardan uzak durmak
  • Antioksidan içeren ve E ile C vitamini bol bulunduran besinleri tüketmek
  • Yağ ve şeker gibi vücudu yoran gıdalardan tüketmemek
  • İşlenmiş gıdaları tüketmemek
  • Hamur işi ve karbonhidratı azaltmak
  • Omega3 içeren balık, ceviz, keten tohumu gibi gıdalar düzenli tüketilmelidir.
  • Yağsız yoğurt, süt ve peynir gibi kalsiyum içeren gıdaların da tüketimi yaşlanmanın önüne geçebilen gıdalardandır.

Ayrıca bazı yiyecekler anti-aging ( yaşlılığa karşı yaşlanmayı engellemek)  etkisi yaparak cildin de yaşlanma etkilerinin gecikmesin de fayda sağlamaktadırlar.

Bu gıdalar ise;

  • Avokado -limon
  • Brokoli
  • Esmer pirinç
  • Mor üzüm
  • Zeytinyağı
  • Ananas
  • Ispanak
  • Kırmızıbiber
  • Kuru baklagiller
  • Kuru erik
  • Havuç
  • Sarımsak
  • Papaya
  • Brokoli
  • Domates
  • Yaban mersini
  • Baharatlar (özellikle sumak, kişniş ve zerdeçal)
  • Düzenli ve kilo başına 35 ml su tüketimi)
  • Cupping (Hacamat)
  • Sistemik ozon terapisi
  • Her gün kesintisiz 7 saat gece uykusu
Devamını Oku...

Karaciğer yağlanması: teşhis ve tedavisi

Diğer bir adıyla hepatik steatoz olan karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinde çok fazla yağ depolanması ve birikmesi durumudur. hepatosit denilen karaciğer hücrelerinin %5’inden fazlasında trigliserid depolamasına da karaciğer yağlanması denir.

Karaciğerde çok fazla yağ bulunması, karaciğere zarar verebilecek ve yara dokusu oluşturabilecek şekilde karaciğer iltihabına neden olabilir. Karaciğer yağlanmasının iki türü vardır.

 Çok fazla alkol tüketen bir kişide karaciğer yağlanması geliştiğinde, alkole bağlı karaciğer yağlanması hastalığı (AFLD) olarak bilinir. Alkol kullanmayan ya da çok az alkol kullanan bireylerde gelişen karaciğer yağlanması ise alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD) olarak bilinir. 

Karaciğer Yağlanması Neden Olur?

Karaciğer yağlanması, vücut çok fazla yağ ürettiğinde veya ürettiği yağı yeterince etkili bir şekilde metabolize etmediğinde gelişir. Fazla yağ karaciğer hücrelerinde depolanır ve burada biriken yağ karaciğer hastalığına neden olur.

Alkol almayan veya çok az alkol alan bireylerde karaciğer yağlanması hastalığının nedeni olarak, obezite, kandaki yüksek kan şekeri, insülin direnci ve özellikle trigliseritler olmak üzere yüksek yağ ve kolesterol seviyelerinin rol oynadığı düşünülmektedir.

Bununla birlikte gebelik, hızlı kilo kaybı, Hepatit C, bazı enfeksiyon türleri, çeşitli ilaçların yan etkileri, belirli toksinlere maruz kalınması ve genetik faktörler sayılabilir.

Karaciğer Yağlanması Belirtileri Nelerdir?

karaciğer yağlanması belirtileri arasında karnın sağ üst tarafından şiddetli ağrı veya kişinin aşırı yorgunluk hissetmesiyle gelişen vakalar da mevcuttur. 

Karaciğer Yağlanması Nasıl Teşhis Edilir?

  • Sadece fiziki muayene ile karaciğer iltihaplanması teşhis edilemeyebilir. 
  • Tanıda altın standart karaciğer ultrasonudur.
  • (AST,ALT) testlerinde karaciğer enzimleri kontrol edilir ve buna göre doktorunuz bir tanı koyabilir.

Karaciğer Yağlanması Tedavisi

Günümüzde karaciğer yağlanması hastalığını tedavi etmek için herhangi bir kimyasal ilaç bulunmamaktadır. Ancak birçok vakada, yaşam tarzında yapılacak değişiklikler karaciğer yağlanmasını tersine çevirebilir. 

Karaciğer yağlanmasının türüne göre doktor tarafından alkol kullanımının sınırlanması, kilo vermek için adım atılması ve beslenme tarzında değişiklik yapılması önerilebilir. Aşırı kalori içermeyen, doymuş ve trans yağların düşük olduğu besin açısından zengin bir diyet ile beslenilmesi gereklidir. Haftanın en az dört günü, günde 30 dakika egzersiz yapılması tavsiye edilir.

Özellikle sistemik ve rektal ozon tedavisi ile son derece yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir. Kimyasal ilaçların yokluğunda fitoterapi iyi bir alternatiftir.  İnsanlar üzerinde yapılan klinik çalışmalarda Meryem ana dikeni, enginar, zerdeçal ve şahtere bitkilerden elde edilen ekstrelerin bu hastalıklardaki yararları kanıtlanmıştır.

Diğer bir tamamlayıcı destek yöntemi uygun vakalarda sistemik ve/veya rectal ozon terapi uygulamalarıdır.

Cuppıng(Tıbbi hacamat) , hücreler ve hücreler arası alanın detoksifikasyonu ve lenfatik sistem üzerine olumlu etkileriyle tedaviye iyi bir yardımcıdır.

Devamını Oku...

Çok yemek yiyorum ama kilo alamıyorum neden ?

Kilo sorunu yalnızca fazla kilolardan kurtulmak olarak anlaşılmamalıdır. Kilo sorunu aslında ideal kiloda olmama problemidir.. Fazla kiloların yanı sıra eksik kilolar da insan bedeni için sorun teşkil etmektedir.

Dünya üzerinde pek çok insan fazla kilolarından kurtulmak isterken kimileri de kilo almaya çalışıp alamamaktadır.. Bu yöntem insan sağlığına büyük oranda zarar vermektedir.  

Zayıflık Sebepleri başlıca:

  • Sindirim sistemi problemleri
  • Hormonal hastalıklar
  • Bağırsak parazitleri
  • Emilim bozuklukları
  • Kanser
  • Tüberküloz
  • Kronik diyare
  • Düzensiz yemek yeme
  • Uzun açlık süresi
  • Kilo alma korkusu
  • Psikolojik bozukluklar
  • İştah kesilmesi
  • Yeme bozuklukları
  • Kullanılan bazı ilaçlar
  • Fazla fiziksel aktivite

. Kilo almayı isteyenlerin bir hekimin kontrolünde ve gerekli tahlillerin yapılarak bir tedavi protokolü ile yapılmalıdır. Kişide  herhangi bir hastalık olmaması halinde kontrollü ve takipli kilo alma süreci başlatılmaktadır.

Kilo almak için yapılması gerekenler :

  • Kahvaltı özellikle yapılmalıdır.
  • Erken saatte yemek yenmesi kilo almayı kolaylaştırır
  • Düzenli  öğünlere uyulmalı
  • Kas dokusunu artırılmalı
  • Protein ve karbonhidrat ağırlıklı beslenilmeli
  • Ara öğünlerde kalorisi yüksek besinlerin tüketilmeli
  • Sıvıların yemek sonrasında içilmeli
  • Baharatlı ve acılı yemekler tüketilmeli
  • Tatlı ve iştahı köreltmeyecek gıdalar yenmeli
  • Fitoterapi : Çemen otu, Zencefil ekstratları ve diğerleri
  • homeopati

Devamını Oku...